One of my dreams is to gather people in my own city—those who have been unable to travel due to economic or social reasons—onto a bus and take them to the places they wish to visit, free of charge. Throughout my life, I have covered very long distances. Yet, no matter how many kilometers you walk, a person's longest journey is the one taken through the imaginary steps they construct within themselves.
Hayallerimden biri de kendi yaşadığı şehirde ekonomik ve sosyal nedenlerle gezme fırsatını yakalayamayan kişileri bir otobüste toplayıp onları ücretsiz olarak gitmek istedikleri yerlere götürmektir. Hayatım boyunca çok uzun parkurlar yaptım. Kaç kilometre yürürseniz yürüyün, insanın en uzun yolculuğu kendi içinde kurduğu hayal adımlarının yolculuğudur.
I used to look at maps and plot my route. Now, however, I prefer getting lost in unfamiliar streets and chatting with complete strangers. Yet, in recent years, I have noticed a shared sentiment among the people I meet: they have stopped dreaming.
Eskiden haritalara bakıp, rotamı çizerdim. Şimdi ise bilmediğim sokaklarda kaybolmayı ve hiç tanımadığım insanlarla sohbet etmeyi daha çok seviyorum. Ancak son yıllarda karşılaştığım her insanda ortak bir his var. O da artık insanlar hayal kurmaktan vazgeçmiş.
In the past, people—especially those who loved to travel—used to rely on compasses and the stars to find their way. When I look back, I see that people used to chase their dreams through hard work, effort, and by actively taking initiative. Yet today, everywhere I look, I see people who have exhausted their dreams and are left with no hope for the future.
Eskiden insanlar özellikle gezmeyi çok seven insanlar pusulalardan faydalanıp, yıldızlarla yönlerini bulurlarmış. Şimdi bakıyorum da eskiden insanlar çabalayarak, çalışarak ve bir işin ucundan tutarak hayallerinin peşinden koşarlardı. Bugün baktığım da her köşe bucakta hayallerini tüketen ve gelecek umudu kalmayan insanlarla dolu...
In today's world, people in many countries are condemned to a struggle for survival due to economic crises. The anxiety of making ends meet, bills that must be paid, and price tags that change daily make life increasingly difficult. Consequently, the number of people around us who have lost all hope is on the rise.
Günümüz dünyasında birçok ülkede ekonomik kriz nedeniyle insanlar hayatta kalma mücadelesine mahkum edilmiş. Ay sonunu getirme kaygısı, ödenmesi gereken faturalar, her gün değişen etiketler hayatı giderek zorlaştırıyor. Böyle olunca da etramızda umudu tüketen insan sayıları da artıyor.
Nature lovers, travelers, and campers have a rule of their own: before setting out on a journey, one must first find the courage within—only then does the journey begin. The steps that follow start to feel like a luxury.
Doğaseverlerin, gezgincilerin ve kamp yapanların kendine has bir kuralları vardır. O da bir yolculuğa çıkmadan önce yüreğindeki cesareti bulup, yola öyle çıkılır. Bir sonraki adımlar ise, bize lüks gelmeye başlar.
We have all undoubtedly harbored dreams. Contrary to popular belief, these dreams are not merely romantic notions or idle mental exercises. A dream is a powerful bond a person forms regarding their future in this world, rooted in an awareness of their own potential. "I want to start my own business." "I will get married next summer." "Next year, I will finally take that trip to Paris I’ve always wanted." These dreams are essentially a contract we make with our future lives.
Hepimiz muhakkak hayaller kurmuşuzdur. Bu hayallerimiz sanıldığı gibi, romantik ya da boş bir zihinsel eylemler değildir. Hayal, bir insanın gelecekte bu dünyada yapmayı planladığı kendi potansiyeliğini göz önüne alarak kurduğu güçlü bir bağdır. Kendi işimi kurmak istiyorum. Gelecek yaz evleneceğim. Seneye o sevdiğim Paris gezisini gerçekleştireceğim. Bu hayallerimiz bizim gelecek hayatımızla yaptığımız bir sözleşmedir.
When we look at the present day, we see that we have long since abandoned those dreams of ours. People have come to fear dreaming altogether, for every dream they form gets ensnared in the harsh realities of the economy—much like a fish caught in a net. Perhaps the most painful part of all is that people have given up not only because of a lack of money but also on the very hope they were once afraid to even dream of.
Günümüze baktığımızda o hayallerimizden çoktan vazgeçmişiz. İnsanlar artık hayal kurmaktan korkar hale gelmiş. Çünkü kurulan her hayal, ekonominin sert gerçeklerine ağa takılan balık gibi yakalanıyor. Belki de en acı olan şey de; insanlar artık sadece parasızlıktan değil, hayalini kurmaya çekindiği umudundan da vazgeçmiş olmasıdır.


